BEBEYİM OLDUNN
* yaşadığı yerlere bok atan insanlara gıcık oluyorum. ankaralıyla konuşuyorum ankaradan bıkmış, izmirliyle konuşuyorum izmirden bıkmış, istanbulluyla konuşuyorum istanbuldan bıkmış, londralıyla konuşuyorum, londradan bıkmış, ve bunca yıldır social networking sitelerinden edindiğim belki de tek deneyim şudur: kimse yaşadığı yerden memnun değil. o zaman neden çenemizi kapayıp yaşadığımız yerde mutlu olmaya çalışmıyoruz anlamıyorum gerçekten, çünkü nereye gidersek gidelim aynı saçmalıklar bıkkınlıklar baymışlıklar devam edecek. herkes bir anda hedonist olmuş, into the wild triplerine girmiş, yok para çok kötü bir şey, yok kariyer yapmayalım, 24 hour party people olalım, amsterdama yerleşelim, bunlar güzel şeyler kabul. ama üzerinizdeki topshop/fred perry yi, cebinizdeki ipod u, altınızdaki arabayı almak için de o beğenmediğiniz kapitalist düzenin parçası olmanız lazım, ha ben bunu diyorum kötü oluyorum, düzeltiyorum, ben bunu diyorum ergen oluyorum, ama lütfen sizde bir zahmet gözlerinizi açın. (yani gittik amsterdama da ama, belki de sadece insanların “abi amsterdam çok güzel, oraya yerleşicem, yerleşemesem de her fırsatta gidicem, çılgın atıcam hedonist olucam” tavrından ötürü müdür bilmiyorum ama, red light district ve legal uyuşturucu dışında varsa bir olayı desteklemeye hazırım bu tavrı)
* aslında doğayı çok seviyorum , misal hamak olsun çim olsun, püfür püfür esen rüzgar olsun bunların hepsi çok güzel. ama bir yerden sonra işe böceği giriyor, yok otlar dallar seni kaşındırıyor, bir huylanmaya başlıyorum, o sırada zaten sinüzitim azmış oluyor, cinnetleri görüyorum, sonu: s. yine çok ergen. oysaki boş zamanlarımda pilates yapan, organik gıdalarla beslenen, çayına kahvesine süt koyan bir insanım. nys.
* alışverişle aramda love/hate ilişkisi var. misal alışveriş merkezlerinden tiksiniyorum, alışveriş için harcadığım vakte üzülüyorum, ama bir şey aldıktan sonra onu dolaba kaldırmanın zevki: priceless. sonumuz ne olacak, kim kimden daha önce bıkacak merak ediyorum, ne diyelim kısfmet.
bu da böyle bir post oldu, yakın zamanda yine ergenlik sanrıları ve iççekişlerle dolu bir yazıda görüşmek üzere,
s.
evimizi seni düşünerek dekore ettim….
sevgili y,
neden dashboard umuzda dekorasyonla ilgili sitelerin post ları var, neden bu siteleri takip ediyoruz biz?!
sweethomestyle ne?!
sevgiler,
s.
yıldız dövmem olmadan asla…
sevgili y,
başta sen olmak üzere kimseyi kırmak istemiyorum ama, şu tumblr ın şifresi mail i her bir şeyi var sende, sen yaptın yanii, adını silip bir zahmet y yazabilirdin, o kadar bıkbık etmişsin, zaten başım arıyo yine, cinnetleri görüyorum.
bunun dışında yaşadığım doktor faciasından sonra doktorumun bana verdiği ilacın anoreksiya başlangıcında verildiğini öğrendim, adam ise “iştahsızlığımı geçirmek” için bu ilacı verdiğini iddia etti bilmiyorum.
s. de dikkatimi çektiği üzere (y bak tam gossip girl havaları, allah kahrede) bir sonraki yazıyı kendime geldiğim an ergenlik çağında bileğe yaptırılan yıldız dövmeleri hakkında yazıcam, o zaman ayşe özyılmazel görücek gazetecilik nasıl olur. taksime inip gençlerle, yaşıtlarımla konuşucam, sinyal çekicez flan, piyuuuv .
o zamana kadar iyi kalın,
s.
keşke oyunlar oynamasaydık……………
ya bi de alakasız alakasız yazılar kopuyor ama, ne kadar ergen olursam olayım, şu 3 ve daha fazla (sonsuza gidiyor, gidiyor, durmuyor) nokta tribini hiç anlayamadım, anlayamayacağım gibi de duruyor. bir cümlenin sonuna koyduğum +3 noktanın cümlesinin havasını tone nunu değiştirmesi falan güzel tabii, noktalama işaretleri bu yüzden var, ama neden o ağlak zırlak mızmız kafalar devam ediyor, neden biri buna dur demiyor anlamıyorum. türk blogger camiasında break up sonrası açılan blog larda bunu gözlemledim, ve artık bir tane daha “sensiz geçen günlerimde… bilmiyorum.. devam edemiyorum………………….” temalı cümle daha okursam bu sefer gerçekten bileklerimi kesebilirim, ki bu aslında yelizle de konuştuğum gibi ergenlikten ziyade emo lukla alakalı olsa gerek, ama olsun. hadi türk blogger camiasını anladım, onlar toy, ama peki ya sen TUNA KİREMİTÇİ? neden sevgilinin gamzeleri hakkında hala yazıyorsun, neden neden neden?!
bundan sonra yazılarda yaprak, istanbul, sonbahar, gözyaşı, sevgili, aşk, kalp, kırık, martı, umutsuzluk, hayal gibi kelimelerin bir arada kullanılmasını yasaklıyorum, bununla da yetinmiyorum, kafanızı kırarım lan! (martılar rahat olsun)
ps. yeliz çılgın kod yazma başarınla bunları engellesene. naber?!
note to self: senin ergenlik anlayışın herkesten nefret etmek, herkesten tiksinmek, herkese çemkirmek. böyle ergenlik olmaz olsunn.
sevgiler,
s.
her gün bileklerimi kesiyorum.
hayatım boyunca visual arts dalında tek bir eser verememiş, insan vücudu üzerine geyik kafası akımını anlayamamış, ne bileyim spiritual evrenlerde gezmemiş olsam da bu çemkirmeme, yada bulaşmama, yada daha güzeli dalga geçmeme engel değil. di.
ta ki bugüne kadar,
(şimdi böyle çok heyecanlı insanları etkileyici bir giriş cümlesi yazdım mı- yazdım - afferim lan)
bilen bilir, sağlıksız bir insanım. haftada bir sinüzitim azar (öyle ki artık banyo yaptığım günler evden çıkmıyorum), başım ağrır (şimdi olmaz, başım ağrıyor triplerinden bağımsız, alakasız), pms den zaten 12 yaşımdan beri çekiyorum (ama benimki yaklaşık 14 gün falan sürüyor), yediğim dokunur, rüzgar vurur, ateşim çıkar, başım döner, yani bunlar arıtk beni vurmuyor. bunu yaşam tarzım olarak kabullendim. karmaya inanıyor, bunun karmanın bir sonucu olduğuna ise kendimi inandırıyorum. ama niye, ben insanlara birileriyle birlikte çemkirirken hep karma bana vuruyor, en kötü niyetli, en puşt ben miyim sorularına cevap bulamamanın ezikliği içerisindeyim. (bunu yeliz ve benden başka okuyan birisi varsa ve cevap verebilirse, teşekkürler) (of hala hikayeye girememiş olmak- anlatmak vazgeçmek, rezillikler rok!)
doktorumun bana “apandisit olabilir, meraklanma, ergenlik çağında çok görülür” demesi ise şu blog da yazı yazmamın ne kadar isabetli olduğunun göstergesi olsa gerek.
sevgiler,
s.
